08.11.2012 YENİDEN, HUKUKA UYGUN, KAPSAMLI VE SAHİCİ BİR YARGILAMA İÇİN ÇALIŞACAĞIZ
Adalet talebimiz var
Hrant Dink öldürüldükten sonra davanın sonucuna dair bir adalet beklentisi oldu. Ancak mahkemenin gerekçeli kararı ve DDK'nın raporları acı bir gerçeği gözlerimizin önüne serdi. Zamanında korunan, kollanan devlet görevlileri nedeniyle deliller karartıldı. Sonuçta devletin acziyeti oluştu ve sivil toplumun bu konuya müdahalesi gerekti. Farklı kesimlerden vicdanlı kişiler cinayetin ilk gününden beri biir tepki verdiler. Ancak bu yeterli, net ve asıl sahiplenmesi gerekenin güçlü sesi ile olmadı.
İslami kimliği ile tanınan aydınların öncülük ettiği adalet talebimiz var çağrısına "neredesiniz" denmeden başlamalıydık. Müslüman olmanın birinci şartı buydu. Her cuma namazında tüm müslümanlara çok önemli bir ayet hatırlatılır. Adeta baştacımızdır, Kur'an'ın özetidir denecek önemdeki bu ayet Allah adaleti emreder" şeklinde başlar. Bu cinayete daha ilk günden en çok islami hassasiyet sahibi kesim tepki vermeliyd. Bu destek Dink'in özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ortalığı karıştırmak isteyenler tarafından öldürülmesi gerekçesinden bağımsız olmalıydı. Sadece ve sadece bir insanın öldürülmesine razı olmayacağımızı beyan etmek için olmalıydı. Herkes kendi haklarına sahip çıkabilir. Yıllarca başörtüsü konusunda önemli bir gayret sarf ettik. Ancak insan hakları demek ötekinin haklarını aramaktır en başta. Sadece size müdahalede bulunana tepki verme ilkel canlıların da yapabildiği bir reflekstir. Önemli olan adaleti tam olarak anlamak ve hazmetmektir.
Niye islami kimliği ile öne çıkan aydınlar spesifik olarak böyle bir girişim başlattı. Zira bu acıyı sahiplenmeyi sadece Ermeni'ye, sosyaliste bırakmak bize yakışmaz. Zaten sadece onlar ağırlıklı olarak sahiplense bu mesele çözülmez. Toplumun ana gövdesini oluşturan dindar, muhafazakar camia bu konuda doğru bir duruş ve dikkat çeken bir aktivite sergilemelidir. Dindar aydınların bu çıkışı her zaman olması gerektiği gibi aydınların topluma öncülük etmesi ve eleştirilere aldırmaksızın çığır açması demektir. "Konu başka yere kayabilir, hassas konudur ben dokunmuş olmayayım" diyenler olmadı mı?, oldu. Ancak bu sağlam duruş, mütereddit ve kafası karışık aydınların da kafasını netleştirecektir. Önemli olan doğruya ve adalete talip olmaktır. Gerekçeler, mazeretler vb muhafazakar toplumu olumsuz etkileyecektir. Aydınlar toplumsal soruumluluklarını "ama" demeden yerine getirmelidir.
Adalet talebimiz var çağrısını önceki gazetemizde önceki günlerdeki makalemde yapmıştım. Buna kuvvetli bir cevap bulmak bizi mutlu etti. Unutmayalımki "yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan da sorguya çekileceğinize" inanan bir imanınız varsa bu metne destek veriniz, duyurunuz. Sadece ve sadece adalet peşinde koşanlar her halükarda haklı çıkacaktır, ne iyi yapmışım diyecektir.
BİZ BU DAVANIN TABİİ TARAFIYIZ
YENİDEN, HUKUKA UYGUN, KAPSAMLI VE SAHİCİ BİR YARGILAMA İÇİN ÇALIŞACAĞIZ
Hrant Dink'in katledilmesinin üzerinden beş yıl geçti.
Ancak aradan geçen onca yıl boyunca, bu cinayetin bütün boyutlarıyla
aydınlatılması için gerekli irade oluşmadı. Varlığı herkes tarafından
bilinen derin fail ortaya çıkarılmadı. İlk günden itibaren, adaletin
tahakkukunu önlemeye yönelik kolektif bir bürokratik direnç
sergilendi. Bu cinayetin aynı zamanda kendisini de hedef aldığı siyasi
irade ise bu direnci kırmak ve adil yargılamanın gerçekleşmesini
sağlamak için gereken iradeyi ortaya koyamadı. Kısacası bu cinayeti
gerçekleştiren örgüt, yapı ve işleyiş ortaya çıkarılıp
cezalandırılamadı, hak yerini bulmadı.
Adaletin yerini bulmasını bekleyen bizler, bu tablo karşısında derin
bir hayal kırıklığı içindeyiz.
”Hak” söz konusu olduğunda, Müslümanlar meselenin tabiî ve zaruri tarafıdırlar.
”Bir insanı haksız yere öldürenin tüm insanlığı öldürmüş” gibi olduğuna
inananlar, her durumda adaleti üstün tutmak ve hakikatin şahitliğini
yapmakla yükümlü olanlar, bu aleni haksızlık karşısında da susamazlar
ve inançları gereği müdahil olmak zorunda oldukları bir davaya
kayıtsız kalamazlar.
Müslümanların adaletten yana ağırlık oluşturması ve bu davanın hukuka
uygun bir şekilde sonuçlanması için ihtiyaç duyulan desteği sağlaması,
adaletin tahakkuku bakımından hayati bir önem taşımaktadır.
İslami hassasiyet sahibi tüm kişi ve kuruluşları kendi davalarına
sahip çıkmaya, sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve heba
edilen beş yılın ardından, kapsamlı ve sahici bir yargılamanın
gerçekleştirilmesi için her kesimden vicdan sahibi insanlarla beraber
daha aktif bir şekilde çalışmaya davet ediyoruz.
Çağrıcılar
Ömer Faruk Gergerlioğlu, Yıldız Ramazanoğlu, Cemal Uşşak, Cevat Özkaya, Rıdvan Kaya, Hidayet Şefkatli Tuksal, Ahmet Faruk Ünsal, Üstün Bol, Nevzat Çiçek, Mehmet Bekaroğlu, Abdurrahman Dilipak, Ufuk Çoşkun, Fatma Bostan Ünsal, Yılmaz Ensaroğlu, Taner Ayaz, Betul Ayaz, Emrullah Beytar, Cihan Aktaş, Gülcan Tezcan, Cahit Koytak, Adnan İnanç, Neslihan Akbulut, Hilal Kaplan, Fadime Özkan, Özlem Albayrak, Burhan Kavuncu, Bülent Şahin Erdeğer, Yasin Aktay, Ramazan Kayan, Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi, Nureddin Şirin.
Destekleyenler
Bekir Berat Özipek, Nihal Bengisu Karaca, Altan Tan, İhsan Eliaçık, Ferhat Kentel, Şanar Yurdatapan, Mustafa Akyol, Nuray Mert, Murat Aksoy, Yıldıray Oğur, Orhan Kemal Cengiz, Baskın Oran, Erdal Doğan...
Bu çağrının hayırlara vesile olacağına inanıyoruz. Sorunları birbiri ile vuruşturmayı tartışmayı bırakalım, gelin hakkaniyetli bir metne destek verelim.