Köşe Yazıları

ALİ BULAÇ YENİ KAVRAMLARA NİYE REAKSİYONER?

26-12-2011 Ali Bulaç batı düşüncesinin argümanları konusunda tedirgin bir ruh haline büründü son yıllarda. Bu bize akıl yoluyla gelişimi önceleyen mutezili alimlerin karşısında diğer alimlerin “ya ayağım kayarsa

26 Ocak 2014 Saat: 10:16

 ALİ BULAÇ YENİ KAVRAMLARA NİYE REAKSİYONER?


Ali Bulaç  kadınların  hakları  ile  ilgili  çekinceleri  ve  eleştirilerini  dile  getirdiğinde  tepki  alıyor. Ali Bulaç  sadece    bu  konuda  değil, farklı  konularda da  söyledikleri  tartışılması  gereken bir  düşünürdür. Ali Bulaç  doğudan  ithal ile  başlayan islamcı  düşüncenin şekillenme  aşamasında  telif  eserleri  ile  öne  çıkmış  bir  yazardır. İslam  düşüncesinin  anlaşılması  konusunda  profesyonel bir  düşünce işçiliği yapma  ideali ile  ortaya  çıkmış,  uzun yıllardır  İslami  camianın  tanıdığı  nitelikli  bir  isimdir. Tabiatıyla  bir  müddet  sonra da entelektüel camiadan ilgi  görmüş  saygın bir  yazardır.

 

Ali Bulaç  İslam  düşüncesinin  yeniden  canlanması  gayreti ile  yaptığı  çalışmalar  ile  dikkat  çekmiştir. 1980 öncesinin heyecanlı günlerinde bile teorik planda  düşünce sistemlerini anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Ancak  bu  heyecanlı çaba  son  yıllarda muhafazakarlığa  doğru bir  evrim  geçirmiştir. İnsanın  yaşının ilerlemesi  ile  daha  muhafazakarlaştığı  bilinir  ancak  bunun  İslam düşüncesini canlandırmaya çalışan  bir  şahsiyette  olması üzücüdür.

 

İnsan hayatının  temel kuralı  gelişim  ve  değişimdir. Diğer  cansız veya  canlılar  için böyle bir  hal  muhaldir. Zira  dünyayı  yönetme yetkisi  ve donanımı olan insandır. İnsanoğlu  düşündükçe gelişmekte,  geliştikçe ufku açılmaktadır. Bu değişim  bazen  bir  topluluğun eliyle  olmakta  bazen de farklı bir  topluluğun eliyle olmaktadır. Gelişme  ve  değişim  bazen  bozulma  ve  kokuşma  yönüne ilerlemektedir. Ancak  bazen de  gelişmemek değişmemek ve  duraklamak  bozulma ve  kokuşmayı doğurmaktadır.Bazen   gelişim ve değişime aşırı ihtiyat içinde olmak  eşref'i mahlukatlığa  engel olabiliyor.

 

 Gelişme ve değişme...İslam toplumları  ve aydınları  20. yüzyıl  boyunca  hep  bu  konuları ve doğan sonuçlarını   tartıştı. Farklı teşhisler ve  tedavi  yolları  önerildi. Kimi batılılaşmada  karar kıldı, kimi  batının  bazı yönlerini  almada  karar  kıldı,  kimi de  tamamen  içine kapanmayı tercih  etti  ve  kabuğuna  çekildi.

 

Ali Bulaç  batı  düşüncesinin  argümanları  konusunda tedirgin bir  ruh  haline  büründü  son  yıllarda. Bu  bize  akıl  yoluyla  gelişimi önceleyen  mutezili  alimlerin karşısında  diğer  alimlerin  “ya  ayağım  kayarsa”  tedirginliğini  hatırlatıyor. İmam’ı  Gazali de  böyle  bir ihtiyat düşüncesiyle  çıktığı  zirveden  sonra muhafazakar bir  tavrı  benimsemişti.

 

İslam  dünyası  hala  iyi bir durumda değildir. 20. yüzyılda  İslam dünyasının dört bir tarafında değerli düşünce adamları çağdaş kavramlar karşısında  İslamın  cevabını  verme  gayreti  içine girip  umut veren çalışmalar ortaya koymuştur. Ancak  halen  İslam dünyası üreten değil taklit eden, yöneten  değil izleyen durumundadır. Düşünce özgürlüğü  konusunda  rehberlik etmiş  Ali Bulaç’ın  bir  müddet  sonra örneğin misyonerlerin  çalışması  ile  ilgili  muhafazakar bir anlayışa saplanmasına hayret ediyorsunuz. Vicdani ret gibi  yeni  bir  kavrama  diğer pek çok  yeni  kavrama  yaklaştığı  gibi  muhafakarlığı  esas  alan bir  anlayışla yaklaşmasına  şaşırıyorsunuz. Bu şaşırtıcıdır,  zira İslam düşüncesi  yeniye reaksiyoner  bir düşünce değildir. Yeni  olanı  hayata  yeniden bir  yön  verme  hedefi olanların bakış açısı ile doğru bir yere oturtmaya çalışır. Bu farklı bir  konu ama yine aynı anlayışın yansıması olan  kadın konusunun tartışılmasında da ortaya çıkar. Kadın ile  ilgili  tartışmalar  artık ayrı  bir  başlık altında  değerlendirilen oldukça ağırlıklı bir konudur. Bu konuda da  Ali Bulaç  sürekli ihtiyatı, muhafazakarlığı seçmektedir. Bu seçimleri  belki  son  yıllarda İslamcıların gücü ve  parayı ele  geçirmesi sonrası  konformize dalması, dünyevileşmesi  ve dejenere olması ile alakalıdır. Ancak bu  olumsuz etkenler  yeryüzünde halife olması gereken Müslüman bireyin  zor, tartışmalı konularda geri adım atmasıyla sonuçlanmamalıdır. İslamın   doğruluğunu,  kalıcı değerini ve  özgün yapısını yedeğine alan Müslümanlar   insanlığın sorunlarına çare üretmeden geri durmamalıdır. Çağdaş sorunlar sadece  batı  toplumlarında  yoktur. İnsanın Allah’tan  gelişini  ve ona gidişini yok saymayan İslam toplumlarında da oluşmaktadır. Tarih böylesi toplumlardaki  olumsuzlukları bize anlatmaktadır. En çok da zalim yönetimler gelişmeyi,  düşünmeyi köreltmiş ve  müslüman düşünürlerin sorunların çaresini bulmasına engel olmuştur. Değişim dalgasına kapılmayayım diye kenarda durmaktansa bu dalganın üstünde ve onun yöneticisi olmak gerekmektedir.

 

Ali Bulaç 26-12-2011 tarihli Zaman gazetesindeki köşe yazısında  “ Şu sorulara kimse cevap vermiyor: Kadın-erkek arasındaki farkı ortadan kaldırmadan eşitliği nasıl sağlayacağız? "Cinsiyet ayırımcılığı" değil, "cinsiyet ayrımı" kötü mü? İki cins arasındaki zalimane ayrımcılıklara karşı tedbir alırken, kadını ve erkeği birbirlerine karşı özerkleştirmek ne kadar sağlıklı olacak?” diyor.  Ali Bulaç’ın kaygılarını anlıyorum. Tabiiki  yaratılıştaki farklılıklar önemlidir,  bunları nazar’ı itibara almamak  ekini  ve  nesli bozar. Ancak kadın günümüzde düşünsel planda üzerindeki geleneksel baskılar kalktığı takdirde olumlu anlamda  neler yapabileceğini göstermiştir. Fiziksel farklılıkları ortadan kaldırmak, yaratılış kanunlarına aykırı ve tıbben de sakıncalı bir durum oluşturuyor, bu tartışılmaz. Ancak eşitliği  neden bir de fırsat eşitliği şeklinde algılamayalım? Yüzyılların  getirdiği ikinci planda kalmadan sonra insanlığa    kadın  katkılarını görmüyor muyuz günümüzde? Bu  illa  bir  yaratılış bozulmasını ve islam düşüncesinden inhirafı mı getirecek? Önemli olan  gelişim ve değişimi fıtri olanı bozmamakla sağlamaktır. Yoksa her  bozulmanın faturasını yeni düşüncelere, kavramlara çıkarmakla bir yere varılmaz. Kadına yönelik şiddet  konusunda sığınma  evleri diye bir yer , kavram ortaya çıkmışsa  bu  nahoş görülecek bir  çözüm  değildir örneğin. Sığınma evleri oluşturmayıp töre cinayetlerine  ortamı bırakmak daha mı iyidir? Bazı kavramlar bir düşünce sistemi içinde çıktı diye hemen tepkisellikle karşılanmamalı. Bulaç makalesinde Afgan’lı kadının özgürleşmesi söylemini tehlikeli bulup hemen siyasetten,  işgal söyleminden  yardım arıyor. Hiç bir  toplumsal  yeri olmayan bir kadın yerine hayata  anlam ve değer katan  nitelikli  bir Afgan kadını  olması daha iyi değil mi sayın Bulaç? Kadın’ın fıtratını değiştirmesi ve özerkleşmesinin cinsiyetine ve toplumsal ahenge zarar verebileceğini düşünüyorsunuz ama kadının yaratılışına uygun gelişimini  niye alternatifler arasından çıkarıyorsunuz sayın Bulaç?

 

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu kişisel bloğu Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız