"Yeşiller ve Sol Gelecek" partisi Bursa il başkanlığının düzenlediği "Darbeler ve demokrasi" panelindeki konuşmam -1-10-2016
Darbeler ve demokrasi
15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ile yöneticilerin hukuk dışı uygulamalar kimisi için felaket" düzeyinde kimisi için son derece olağan ise bu çelişkinin nedeni toplumda yeterli demokrasi bilinci olmamasıdır. Bu durum T.C. tarihini, darbeler ve sonrasını iyi tahlil etmemiz gerektiğini gösteriyor.
Darbeler güya demokrasiyi tahtına oturtmak için yapıldı ama tüm toplum için zorbalığın hakimiyetine yol açtı.
İlk önce bilmemiz gereken darbeleri ideolojik kimliklerimizden sıyrılarak mahkum etmemiz gerektiğidir. "Senin darben, benim darbem" olmaz.
En başta gelen şanssızlığımız ise demokrasiyle baştan tanışmamamızdı. Kurucu irade askerlerden müteşekkildi. İttihat Terakki darbeci geleneğinden gelen , onlardan kopmuş olsa da ruhunda tahakkümün, militarizmin yer ettiği kişilerdi. İster istemez oluşturulmak istenen devlet ve vatandaş yapısı anlayışı oluştu. Sorunlar masaya yatırılarak kolaya sapılarak ve güç mantığının egemenliğinde çözülmeye çalışıldı. Tek parti, devlet partisi zamanla parti devleti haline geldi. Tek parti sonrası Demokrat parti çıktığında hemen her kesimiyle insanların konuştuğu kavramlar değil, kişiler olmuyordu. Güncel ve yüzeysel tartışmalar, sağlıklı bir demokrasi özeleştirisi yapmayı herkes için engelliyordu.
27 Mayıs darbesinde mazeret yöneticilerin yolsuzluğu ve ortamın karışmasıydı. Ancak sonrasında tepki olarak iktidara gelen yine Adalet Partisiydi. Darbeyi yapan da, yapılan da ve hükmedilen toplum da yeterli bir demokrasi tanımı, isteği, ısrarı olmadığı için sonuç halka rağmen demokrasiye yapılmış bir zorbaca hareket olarak kaldı. Menderes taraftarları ve karşıtları demokrasi talebinden ziyade "hatasıyla, sevabıyla benim adamıma yapılanı kabul edemem veya iyi ki yapılmıştır" demekten öteye gidemediler. Darbeyi yapanlar halkın egemenliğini bahane ederek militarizmi devam ettirme telaşındaydı. Darbe yapılanlar ise hatalarının farkında değildi ve kriterleri demokrasi değildi. İdam kararları son derece ağır, yanlış kararlardı.
12 Mart ordu içindeki militarizm çekişmesinin bir sonucuydu. 9 Mart'ta yapılan darbe girişimi tutsaydı demokrasiyi kurtarmak için farklı gerekçeler ileri sürülecekti, 12 Mart muhtırasıyla hükümet istifaya zorlanmış oldu. Kurban olarak 3 genç seçildi.

12. Eylül ise tüm dayanılmaz ve inanılmaz hatıralarıyla bu toplumun her kesiminin üstünden kalkmamıştır. Sağ ve solun iyice tırmandırdığı çatışmaları bir kenarda seyreden askerler en az 1 yıl darbenin olgunlaşmasını beklediler. Darbe için toplumsal meşruiyet gerekiyordu ve darbeciler bunu bekliyordu. Darbe olduğunda toplumun demokrasi kaygısı yoktu. Günde en az 20 kişinin öldüğü artık hayatı yaşanmaz kılan gelişmeleri durduracak kim olursa olsun desteklemeye hazırlardı. Darbe için zemin oluşmuştu. Kriter "karışıklıklar dursun" olunca gelen demokrasi olmadı, karışıklıklar durdu, anayasa çok yüksek bir oy oranıyla kabul edildi. İlkelerin hakim olmamasının faturasını 650 bin kişiyi gözaltına alan, "bir sağdan, bir soldan astık" diyen darbeciler, topluma esaslı bir şekilde ödetti.
12 Eylül buldozeri de toplumun üstünden geçmiş olsa demokrasi dersleri alınmamıştı. Gücü eline geçiren hakimiyetini kurmaya çalışıyor, ülkenin din, Kürt sorunu zorbalıkla çözülmeye çalışılıyor, oluşan toplumsal gerilim 1993'te Sivas'ta Alevilerin üzerine boca ediliyordu. Demokrasi diye bir ilkesi olmayanlar her kesimiyle halkı birbirine düşürerek aradan sıyrılmaya çalışıyorlardı. Toplumun sağıyla soluyla artık özeleştiri yapmaya başladığı yıllardı bu yıllar.
28 Şubat 1997 yıllar öncesinden hazırlıkları başlamış bir darbe girişimiydi. Başörtüsü yasaklarının artması ve buna mukabil Refah partisinin iktidara gelmesi yenildiğini düşünen ve bunu kabullenemeyen askerin bu sefer post modern müdahalesiydi. Seküler kesimlerden yolsuzluk vb. nedenler bahane edilerek destek bulunmaya çalışılan bu sefer dindarların reaksiyon gösterdiği bir darbeydi. Toplum muhalif olduğu toplum kesimine yapılanı görmezlikten gelme hatta alkışlama eğiliminden vazgeçmiyordu. Demokrasi her zaman her iddia sahibi için çok zor bir sınavdır. Çünkü son derece ilkeli olunması gereken bir kavramla imtihan edilmek basit değildir.
27 Nisan muhtırası da militer zorbalığın bir başka denemesiydi. Yükselen cumhurbaşkanlığı gerilimi ve eşi başörtülü olan birisinin bu makama getirilmesini tehlikeli bulan askeri anlayış medya desteğini de alarak 367 rezaletine imza atıyordu. Toplum vicdanının kabul edemeyeceği bu yasaları keyfine göre eğip bükme hareketine karşılık toplumun tepkisi Ak Parti'nin oylarını tarihi bir yükselişi sağlayarak desteklemesiyle sonuçlandı. Darbe yapanın da darbe yapılanın da asıl derdi demokrasi değil, ideolojik hakimiyetleriydi. Gerçek sorun demokrasi olsa toplumun her kesimine yönelik politikalar geliştirilir ve çözülen sorunlar demokrasinin önünü açardı.
Yarasını kendi kapatamayan bir ülkede yaraya tuz ekenler eksik olmaz, gerçek anlamda demokrasi kriteri hareket etmeyen herkes sorunları bir başkasının üstüne atıyordu. Yöneticiler ve halk "dış güçlere", farklı muhalif kesimler de özeleştiri yapmaksızın taraftar mantığıyla karşıtına faturayı kesiyordu.
15 Temmuz hiç görülmemiş bir aktif ve pasif destekle önlendi ama demokrasi geleneğimiz olmadığı için demokrasi nöbetlerinden çıkan sonuç, antidemokratik yönelişlerin alkışlanmasıydı.15 Temmuz darbesi ilk gece başarılı olsa bile sonrasında mutlaka yıkılacak bir darbeydi zira halk desteği ve beklentisi yoktu. Darbenin "bir tiyatro" olduğu yönünde özeleştiri yapmayan Cemaat tarafından gelen sesler bize daha uzun süre özeleştiri geleneğinin canlandırılamayacağını gösteriyor. Ergenekoncularla anlaşmayı seçerek pragmatist olduğunu ortaya koyan, gücünün elinden kayacağını hissettiği anda çözüm sürecini bitiren bir iktidardan demokrasiyi daha geliştirmesini beklemek zaten iyimserlikti. OHAL ile her türlü hukuksuzluğun kapısını açanların mı darbeye maruz kaldığı önemli bir sorudur. Uygulanmayacağını bildiği halde popülizm uğruna idamı gündeme getirmek ise demokrasi nöbetleriyle giderilebilecek bir çelişki değildir. Hainler mezarlığı, cenaze namazının kılınmaması gibi çılgınlıklar fevri tavırların habercisiydi. Tarihte bunun benzerleri hep yaşanmıştır, Emevi sultanları da ayaklananları öldürdüğünde aşağılamak amacıyla uçurumdan Yahudi mezarlığına attırmıştı. Her ayaklananı din dışı ilan etmek hastalığından kurtulmalıyız.

15 Temmuz'da Öcalan'ı ele geçirip Kürt meselesinde çözümün önünü tıkayıp halkın gönlünü Türk milliyetçiliği politikalarıyla çalmaya çalışmış olabilirler. Zira bu hareketin halk desteği yoktu ve darbeciler Kürt meselesinde askeri çözümlerin puan toplayacağını biliyorlardı. Çözüm sürecinde "PKK'ya verilen tavizlerin" ne kadar fazla ve "haince" olduğunu ispata girişeceklerdi. Bütün bu varsayımlara rağmen Kürtlerin her kesimiyle darbeye destek vermediğini görüyoruz.
Bu darbenin bir kliğin darbesi olması önceki darbelerdeki tüm komuta konseyinin işin içine katılmasını unutturmamalıdır. En baş tehlike darbeciliktir, ilk önce "devletin ordusu" değil, "ordunun devleti" olduğunu düşünen devletin kurucusu asker kafası mahkum edilmelidir. Darbecilik vasatı sadece kendisini yöneticiliğe layık bulan anlayıştadır.
Darbeye karşı olan OHAL'i de sorgulayabilmeli. Sempati duyduğu gücün darbesini sorgulamayan demokrasiden bahsetmesin. Lidere gözü kapalı bağlılık Cemaat üyelerine darbe yaptırabiliyorsa, Erdoğan sevgisi de otoriter yönelişlere ses çıkarmamayla sonuçlanıyor, gücün değil hakkın peşinde koşacaksın, yoksa nöbetin anlamı yok. Gülen cemaatini eleştiren İslamcılar gücü esas aldıkça aynısının başlarına geleceğini hesap etmedikçe hüsranlardan kurtulamayacaklar.
Tankların sivilleri vurmasına doğu'da "hayır" deyince kötü ilan ediliyor, batı'da "hayır" deyince demokrat oluyorsanız, bu ders eksiktir. Darbecilerin pilotu Kerime Kumaş Yıldırım dün kahraman şimdi hain, Dersim'in katili Sabiha Gökçen hep kahraman, çünkü "devlette devamlılık esastır"..! Bu demektir ki gereken sivilleşme sağlanmazsa bir 10 yıl sonra darbe yine olur. Her muhalefet edeni "darbeci" ilan etmeye varacak bir akıl tutulmasının önünün açılmasını da sorgulamak gerekir. Komplo teorilerinin en mantıksız olanına bile inananları bundan sonra ikna etmek kolay olmayacak. Kapatılan Roboski dosyasının tekrar açılacağı , Hrant Dink davasının sadece Cemaatin işi olduğu hükümet tarafından ilan edildi. İş "günah keçisi" bulmaya dönmüşse gerçekleri aramanın anlamı kalmamıştır.
Öcalan "İmralı notları" kitabında anlatılan görüşmelerde hep "darbe tehlikesini gördüm ve Erdoğan'a haber gönderdim, süreç başladı süreç biterse darbe mekaniği yine çalışır" deyip duruyordu. Sürecin bitiminin 1. yılında darbe oldu.
15 Temmuz'da sokağa çıkanların öncelikli derdi demokrasi değil, oy verdikleri iktidarın yıkılma tehlikesiydi. Demokrasi derdi olsaydı, öncesi ve sonrasındaki tüm antidemokratik yönelişlere eleştiri getirmeleri gerekirdi.
Darbe sonrası gelişmeler bize darbecilerin başarısızlığına hayıflandırmamalı. Oluşan olumsuz karşıtlık duygularından tekrar kutuplaşmayı değil , ders alınmış bir demokrasi geleneğini çıkarmak bizlerin elinde. "Yeter ki bu diktatör başımızdan gitsin" diyerek darbeye sıcak bakmak veya "her muhalif düşüncenin altında darbeci var" mantığı aynı ilkesizliktir.
Antidemokratik yönelişler toplumda bir iç savaş çıkmayacağı yargısı nedeniyle güçlendiriliyor. Kayyım atandığı zaman seçmenlerin tepkisizliği de toplumun antidemokratik yönelişlerden çok rahatsız olmadığını gösteriyor. Demokrasi diye bir dert toplumun en çok %5 lik kesimini ilgilendiriyor.
Darbe Kürt meselesini nasıl etkiledi? Erdoğan beklenmedik darbe girişiminden dolayı daha da tedirgin durumda olduğu için masa konusunda kısa sürede adım atmayacaktır. Kendisini devirmeye yönelik tüm güçleri ekarte ettiğini düşündükten sonra adım atmayı düşünecektir.
Yöneticilerin her zaman samimi olması gerekir. Samimiyetsizlik çelişkinin ortya çıkışıyla sonuçlanır. Mitinglerde şiirlerini okuduğunuz Nazım, Ahmet Arif , Necip Fazıl gibi şairleri zamanında muhalefet ettigi icin inim inim inletmistiniz, simdi muhalefet edenlerin yarın haklı cıkabileceğini de tahmin edersiniz artık. ..!
Bundan sonra bir daha darbe olmaması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir
a) Darbecilere idam dışında en ağır cezalar verilmeli
b) Zorbalıkla güç elde etmenin zararlarını hayatın her alanında kınamak (eğitim, siyaset, bilim, spor
c) Askerin siyasetteki ağırlığı yok edilmeli,
d) Medyanın ne olursa olsun askeri bürokrasi karşısında yansız durmaması karşısında basın cemiyetleri sert tedbirler almalı
e) Sorunların şiddetle değil, demokrasiyle çözülmesi gerektiği sürekli işlenmeli
f) Darbe sırasında herkesin amasız bir tavır göstermesi gerektiği sürekli her kesimde işlenmeli
g) Gücün mutluluk olmadığı psikolojik, sosyolojik, felsefi anlamda her eğitim seviyesinde işlenmeli
h) Darbe yapılana muhalif dini, etnik kesimlere darbeciye sempati duymaması gerektiği anlayacağı kültürel alt yapı esas alınarak anlatılmalı
i) Darbeye doğru giden bir gidişat olduğu tehlikesi her güncel konunun üstünde değer bulmalı
j) Darbe yapılanın dünya görüşünden olmayanlar da er meydanının darbe alanı olmadığını, siyaset meydanı olduğunu en yüksek sesle söylemeli
k) Liderin kin, nefret, öfkesi ona tabi olanlara yapacakları darbeyi hoş görmesini sağlamamalı