Köşe Yazıları

Gazeteci Darbeci İşbirliği; Mustafa Balbay’ın Darbe Günlükleri

Türkiye ilerliyor, gelişiyor. Bir muz cumhuriyeti olmadığını, olamayacağını, olmaması gerektiğini gösteriyor. Elinde üç olup da saçma sapan işler peşinde koşanlar bu yarışta dökülüyor.

16 Aralık 2013 Saat: 11:35

 
Gazeteci Darbeci İşbirliği; Mustafa Balbay’ın Darbe Günlükleri

Mustafa Balbay’ın darbe günlükleri  gündeme bomba  gibi  düştü. 2. darbe günlükleri bunlar. Darbe günlükleri  denilince Özden Örnek akla geliyordu. Artık Mustafa Balbay da hafızalarda yerini  alacak. Darbe günlüklerinin  ikisi  de birbiriyle örtüşüyor. Ergenekon savcısı Öz’ün Özden Örnek’in ifadesine başvuracağını öğrenmemizden  hemen sonra patlayan  bu günlükleri Balbay şaşırarak karşılıyor ve “ben onları bilgisayardan silmiştim” diyor. Ama uzmanlar  çok titiz bir çalışma ile bilgisayardan silinenler arasından bu çok mahrem konuşmaları buluyor. Bu günlükler diğer adı geçen paşaların da savcı Öz’ün önüne gitmesini gerektirecek.
 
Darbeciler meğer neler tasarlamış? İki darbe günlüğü de birbirini tamamlayan unsurlar içeriyor. Darbecilerin   siyasi gelişmelerin hoşlarına gitmeyen bir şekilde gitmesinden dolayı medyayı, STK’ları ele geçirip yeni  bir darbe girişiminde bulundukları aşikar. 28 Şubat kesmemiş onları. Eski komutan, yeni STK başkanı Şener Eruygur’un galiz  küfürlerle dönemin önemli siyasi kişiliklerini andığını aktarıyor Balbay. Aralarında en çok darbe sever özelikler arzeden Şener Eruygur. Son derece öfkeli ve muhteris paşa örnekleri var. Kendi aralarında meslektaşlarını darbeden yana ve darbeye karşı olarak tasnif  etmişler. Hatta darbe sonrası bakan ve müsteşar adlarını da belirlemişler. 
http://www.haber7.com/haber/20090317/Mustafa-Balbayin-sok-eden-gunlukleri.php
 
Medya’yı da bir güzel terbiye etmişler. Balbay’ın günlüğünde geçen  ifadelere göre Yaşar  Büyükanıt,  Aydın  Doğan’a neden her gün gazetelerinizin birinci sayfasında  türbanlı bir bayan fotoğrafı var? diyor. (Başörtüsünü meşrulaştırmamak gerektiğini emrediyor) Büyükanıt daha sonra arkadaşlarına “Yahu, adama bunu dedik o da gazetesine Hülya Avşar’ın poposunu koymuş bu kez” diyor. Utanarak aktardığımız bu ifadeler darbeseverlerin ne denli traji komik işler yaptığını açığa çıkarıyor. Aydın Doğan telaşla  bir türlü orta yolu bulamıyor demekki!... Medya patronlarının paşalar karşısında  kendilerini nasıl hissettiklerinin bir fotoğrafı  bu.“Başörtülü fotoğraf olmasın” emrinin medya patronunun zihnindeki yansıması bu demekki. Bunlarla sonuç alamayınca Tuncer Kılıç paşanın, Abdullah Gül’e “Ben senin yerine olsam, karının örtüsünü çıkarırım. dedim. Kendi kararı dedi. Ben de insan karısına hakim olamaz mı dedim. Bunlar bize iyi yaklaşmaya çalışıyor ama, değişmediler” dediğini okuyoruz Balbay’ın darbe günlüklerinden. Ozamanlar bir başbakana bunu diyenler    Hayrünnisa hanımın başörtüsü için 27 Nisan muhtırası yayınlamışlar ve ne kadar rezaletler ıkarmışlardı, biliyoruz.
 
Darbeci paşalar dernekleri, rektörleri, sendikaları  sokağa dökecek ve “Sarıkız” darbesini yapacakmış. Bunu  beceremeyince daha romantikleşmişler ve “Ayışığı” adını verdikleri  bir başka darbe hazırlığına  girişmişler. Ayışığı altında 10. yıl marşları söyleyerek darbe planları yapıyorlardı demekki. O zaman modaydı, her törende 10. yıl marşı ile ilkokul çocuklarının kullandıkları bayrakları ellerinde sallarlardı, bu darbe adları bize poz veren tören görüntülerini hatırlatıyor.
 
Darbeciler çeşitli taktikler peşinde koşmuş. Düşman gördükleri Ak Partiyi ilkönce parçalamak istemişler. Bunun olmadığını  görünce MGK toplantılarında imalar ve ağır hakaretler yöneltmişler hükümet üyelerine. “Çankaya sağlam” diye gevrek gevrek gülerek aralarında darbe yapma ile ilgili şakalaşmalarda bulunmuşlar. Bunlar ile bir yere varamayacaklarını, darbe yapamayacaklarını görünce ise Şener Eruygur şunları söylemiş.

“- Yapılması gereken nedir? Şimdi darbe olmaz. 28 Şubat benzeri durum da zor. Artık tecrübe de kazandılar. Ama, yapılacak şu, korkutup yerlerinde tutmak, kendi hedefleri bakımından bir şey yapamayacakları bir yerde tutmak. Biz bunu yapmaya çalışacağız.” Bu ifadeler parti kapatma girişimlerinin arka planındaki düşüceleri de açıklıyor aslında. Yenemediğim bir gücü tehdit altında bırakarak felç halinde bırakayım düşüncesidir  bu.

Hızını alamayan Eruygur paşa “Ben çağdaş giyim esastır diye broşürler hazırlattım, gönderiyorum. Atatürk’ün zamanında kadının özgürlüğünü, giyimini gösteren fotoğraflardan broşür yaptırdım. MGK'da hiç yeri olmadan, lafım kesilmesin diye çıktım irticayı konuştum… 

Bunları orta vadede parçalayabiliriz... Asıl iş CHP'de. Onların bir şeyler yapması lazım. Onlardan uygun olanları cesaretlendirmek lazım”  2003  yıllarından hatırlıyoruz. Askeri kaynaklı olduğu belli olan başörtüsünü öcü gibi  gösteren afişlerin gazetelere, derneklere asılırdı.
 
Darbe günlüklerinden alıntı yapmakla  bitmez. Genel durum şu. Kifayetsiz  muhterisler darbe sevdası  içinde  kıvranıyorlar ama bir türlü  taşı  gediğine oturtamıyorlar. Gazetecilerle oturup oturup dertleşiyorlar. Bir  türlüde işin  içinden  çıkamıyorlar. İşin iyi tarafı  şu.Allah’dan darbeyi yapamıyorlar.Yoksa bu trajikomik halleri  ile  Dalton’lardan beter bir duruma düşecekler. Tel tel dökülen yapıları içinde bir darbe yapsalar bile memleketi yönetemeyip “yok mu bu memleketi  içine düşürdüğümüz  felaket  durumdan kurtaracak birileri” diyecekleri belli. Bu görüşüme geçtiğimiz  günlerde açıklama yapan eski  meclis başkanı Bülent Arınç bir başka versiyonu ile eşlik  ediyor.” Bu darbeci paşalar devrinde iyi ki savaşa girmemişiz yoksa memleket perişan olurdu zira adamların darbe düşünmekten savaş düşünecek hali kalmamış” diyerek nefis bir durum tahlili yapıyordu. Genelkurmay’ın darbecilerin  sözcülüğüne soyunarak buna cevap yetiştirmeye çalışması ise bu son gelişmelerle artık  yorum yapmaya gerek duyulmayacak bir noktada olduğumuzu gösteriyor.
 
Özden Örnek’in darbe günlükleri için MAZLUMDER iki ayrı kez suç  duyurusunda bulunmuş ve sivil  mahkeme  dosyayı askeri  mahkemeye  göndermişti. Askeri  yargı ise Genelkurmay adli  müşavirliğinde dosyayı 2 yıldır  bekletiyor. MAZLUMDER bu kez konuyu AİHM’e taşımıştı. Bu son ortaya çıkan günlük ise Türkiye’de çift başlı bir yargı yapısının ne kadar hukuk dışı bir durum oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Hurşit Tolon’un son yayınlanan ses kaydı ise şöyle diyor. Askerle polisin ilişkilerini değerlendiren sesin, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la ilgili söyledikleri ise oldukça dikkat çekici; “Celalettin’i emniyet genel müdürünü sıkar yaa. Şeyi sıkar yaaa Vali’yi. Bu telefonu açar bu ordu komutanı, yapmayın etmeyin, çıldıracağım, açar bana bak vali, o emniyet müdürüne söyle ayaklarını keserim haa der tak kapatır.” Darbe sevdalılarının devletin bir başka kurumuna bakışı da bu işte.

Türkiye ilerliyor, gelişiyor. Bir muz cumhuriyeti  olmadığını, olamayacağını, olmaması gerektiğini gösteriyor. Elinde üç olup da saçma sapan işler peşinde koşanlar bu yarışta  dökülüyor. Tarihin karanlık sayfalarında yerlerini alıyorlar. Türkiye bu badireleri atlatacak. Artık bu ülkede halkın üstünde bir güç olamayacağını tüm  darbe girişimcileri anlayacak.

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu kişisel bloğu Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız