Köşe Yazıları

Sorunlar karşısında adil tavırlar nasıl olmalı?

24.04.2012 Ermeni meselesi hakkında adil bir duruşu korumak aslında korkularımızın boş birer vehim olduğunu gösterecektir. Yeter ki konuşalım ve 100 yıl önceki ve şimdiki devlet kararlarının paralelliğini görebilelim.

28 Ocak 2014 Saat: 11:29
Sorunlar karşısında adil tavırlar nasıl olmalı?
Sorunlar karşısında adil tavırlar nasıl olmalı?

Sorunlar karşısında adil tavırlar nasıl olmalı?
 
Türkiye'de  sorunları  islami hassasiyet  sahibi  aydınların  çözmesi  gerektiğini,  bunun önemli  bir  toplumsal  sorumluluk olduğunu belirtiyoruz. 12  Eylül'ün  yargılanması  hakkında gerekenlerin yapılması  hakkında  imtihanı kaybettik. Zira  rahat  zamanlarda değil 12  Eylül faşizminin egemen  olduğu yıllarda  etkili bir şekilde bu muhalefeti yapamadı klasik islami çevreler. Şimdi olan sadece gecikmiş bir iyileşme. 
 
Kürt  sorununun ortaya  çıkması  ve silahlı  kalkışma ile kendini göstermesi  karşısında da uzun  süre  ve  şimdilerde  bile  klasik islami çevreler  sorunun özüne inemediler. Rejimin  kuruluşundan bugüne kadar olan tavrını at gözlüklerini çıkaramadan değerlendirdiler  ve çoğunlukla  doğru yerde  duramadılar. Demokrasi  Ak Parti için lazım olduğunda 12 Eylül'ün faşizmi 1990  yıllarının  fail'i meçhulleri 2500 civarında  köy  yakmalar  hatırlara geldi. 
 
28 Şubat için de çok farklı  değildi. "Bu fırtına geçsin" diyerek  defansa  çekilen camiaların aklına  28 Şubat'ın yargılanması çok fazla gelmiyordu. 12 Eylül sonrası sol'un  içinin  boş çıkmıştı   ve  güçlü  bir alternatif olmaktan uzaklaşmıştı. Dindarlar  için de 28 Şubat çok farklı  olmadı. "İyi ki oldu da maskelerimizden kurtulduk" vb. yollu  ifadeler sık duyuldu veya normal bir vatandaş olmayı tercih edenler de  az  değildi. 
 
12 Eylül, Kürt sorunu,  28 Şubat  aslında  haksızlığa  karşı  zor  zamanda  karşı çıkışın nasıl olduğunu bize tüm iç yüzüyle gösterdi. Şimdi  bir başka konuda 1915  olaylarının  100.  yılına yaklaşırken aynı  tedirginlik  islami kesimde  yine var. Devlet  zaten  az kalmış  Ermenilerin  sorunu büyütmeyeceğini  düşünüyordu fakat  diasporadakilerin de gayreti  ile  konu  dünya kamuoyunun  gündemine  meclis kararları ile  sık sık girdi. Biz de ise Asala militanlarının cinayetleri ile oldu. Bir çok konuda olduğu gibi ilk önce  "hiç bir  sorun yoktur  noktasından  bazı  olaylar olmuştur, ortak tarih komisyonu kuralım" fikrine gelindi. Tehcir  konusunda adil duruşlar sergilemek için empati yapmak ve sorunu çözmeye niyetlenmek gerekiyor en başta. Dindarların yeni imtihan alanı bu şimdi. Aslında her halde tehcir öncesi ve sonrası  karşılıklı mukatele yıllarından gelen bir duygusallıkla  "bundan sonra  olanı  doğru  hale getirmek için ne yapmalıyız?" sorusunu sormuyoruz. Zamanın  ittihatçıları  olan  üçlü  paşa  çetesi  ve  turan hayali  dünyasında gezen komitacı  arkadaşlarının en olmayacak karar ile tehciri seçmesi ve  yüzbinlerce  kişiyi  ülkededen  kovması  derin bir yara  oluşturmuşdu. Halklar , çeteler arasındaki katliamlar ve  korkunç  cinayetlere  hukuk devleti olma iddiasındaki devlet adil bir çözüm bulmalıydı. Köy yakmaların 97 yıl önceki versiyonu olan tehcir, soruna  çözüm olamazdı. İttihatçıların elindeki  devlet  çılgın  çözümlere  yöneldi  ve  Ermeni'leri  ülkeden kovmakla sorunu çözdüğünü sandı ama dev gibi  büyüyen hali sorun şimdi  bizlerin önündedir  ve  halkların bu  ortak acısını şimdi  bir  yüz yıl  daha  gecikmeye mahal vermeden  adil islami yaklaşımlar çözmelidir.Eğer ittihatçıların günümüz  versiyonu  Veli Küçük'ün  yolundan gitmiş olsaydınız ülke kangölüne dönmüştü zira köy yakmalar, yargısız infazlar vb. o dönemin mahsuludür. 2000'li yıllarda Yeni devlet konseptinde bu yok. Eğer  1990 mantığında  kalınsa  ve  devam ettirilse ülke şimdi bir cehenneme,  kan gölüne   dönmüştü. Veli Küçük Giresun'da görev yaptığı sıralar  ittihatçı    Topal Osman'ın heykelini diktirmiş kişidir. 1900  yıl önceki anlayışın mirasçısının kim olduğu bekllidir. Tehcir'in sorumluları ya ülkeden kaçmıştır yada sonrası kurulan mahkemelerden bir şekilde kurtulup  Ankara  hükümetinin Bakanları olmuştur. Bu kişilerin kurduğu devlet tehciri neden sorgulasın ki? Failleri niye ortaya çıkarsın ki? Ama  faturayı  Türk halkı ödemiştir. Acısını kendilerinin de yaşadığı ama  kötü yönetilmiş devlet sorumluluğun günahını bilemeden yıllar geçmiştir. İttihatçı katillerin, tetikçilerin marifetlerini aynı kişilerin çağdaş versiyonlarının mağdurları oldukları halde savunma ihtiyacı duymuşlardır. Bu 1915 olayları kadar bir trajedidir, Katiline aşık olma aslında budur. Haksızlıjklar karşısında "ne o ne bu doğrusu hangisidir acaba?" tavrına  girmeden bir çözüm bulunabilir mi? Herhangi bir tarafın iddiasının acı bir gerçek olduğunu gördüğünde maslahatçı bir yaklaşıma sığınmak islam'a sığar mı?
 
Konuyu "soykırım vardır yoktur" ikileminden, çekişmesinden, itiş kakışından çıkararak  nerede  yanlış yaptık  ve  bundan sonrası için doğru  olan nedir?  sorusu  çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Kin ve intikam duyguları veya  savunmacı  reflekslere sığınmak adaletin en üstün değer olduğunu  bilen  dindarlar  için önemli bir imtihandır.
 
Ermeni meselesi hakkında  adil bir  duruşu  korumak aslında  korkularımızın boş birer vehim olduğunu gösterecektir. Yeter ki konuşalım ve 100 yıl önceki ve şimdiki devlet kararlarının paralelliğini görebilelim. Fakat burada kalmayıp adil çözüm için samimi bir şekilde gayret etmeyi ihmal etmeyelim asli vazife bilelim. 
 

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu kişisel bloğu Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız