Geçen senelerde karikatür krizi yaşandığında çok tedirgin olduklarını dükkanının etrafını önlem olarak polislerin sardığını ve saldırı tehdidi hissettiğini söylüyor. "Dini saiklerle ayağa kalkıyorlar ama ayağa kalkanları tanıyorum, dindarlıkla alakası olmayan serseri, çapulcu, ayak takımı. Müslümanlar dinlerini tanımıyor, bilmiyorlar, dinlerinin hak, hukuk, adalet gibi bizim inancımızla da örtüşen esaslarını bilmedikleri için başta siyasiler olmak üzere örgüt ve çeşitli organizasyonların yanlış yönlendirmelerine çok kolay kanabiliyorlar' diyor.
"Haydutluk bu' diyor Yuhanna bey, 'bu gasp kararına çok üzgünüz, 6000 yıldır buralarda yerleşmiş kadim bir medeniyetin insanlarıyız, bizim mallarımızı niye gasp ediyorlar ki? Biz Hristiyanlar için zaten din devleti kurmak gibi bir ideal yoktur ki, devleti güç edinme aracı, güç isteğini de zulüm olarak görürüz, evet Haçlılar işgal zihniyetiyle hareket ettiler ama biz onları eleştiriyoruz, şu anda İslam dünyasında yöneticiler nasıl ki güç isteğini kullandırıyorsa o günde Haçlılar dini siyasi emelleri için kullanarak işgalleri gerçekleştirdi. Biz kültürümüzü, dinimizi yaşamak istiyoruz"diyor. Kapatılan "Mardin Süryani birliği" derneği için kararı Yargıtay'ın bozduğunu, yerel mahkemenin kararında direnmesi üzerine son karar için Yargıtay'ın sonucunu beklediklerini söylüyor. 2 yıldır dini törenlerini yapamıyorlarmış, ülkenin halini bir felaket olarak değerlendirerek
"Korkarım bir KHK ile Müslüman yapılacağız" diyor.
15 Temmuz törenlerinin çarşı içinde yapılmasından tedirgin, "her an birileri saldırabilir, diye diken üstündeydik" diyor. Törenlere Hristiyan, Süryani muhtarların katılımının zorunlu kılındığını Kur'an ve ilahileri dinlemek mecburiyetinde kalmalarını garipsediğini söylüyor. ''Zaten okullarda zorunlu din derslerinde zorlandık" diyor. Ak Parti'nin demokratikleşme adımlarından umutlanarak bir Hristiyan olarak Ak Parti' ye oy verdiğini ama şimdilerde büyük hayal kırıklığı yaşadığını söylüyor. Ötekileştirilen muhafazakarların kendilerini anlayacağını, sahip çıkacaklarını umduklarını, partinin ilk yıllarında oldukça yüksek beklenti içerisinde olduklarını, fakat gelinen aşamada büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını belirtiyor
Yuhanna bey'e göre iktidarda olan muhafazakarlar İslamdan uzaklaştı. Ak parti gerçek islamdan uzakta, bazı dini söylemleri kullanarak yıllardır "safları sıklaştırdığına" inanıyor, 'bu söylemler aslında dini sanılmakla beraber özünde milliyetçi karaktere sahip' diyor. Yuhanna Aktaş'a 100 yıl önceyi soruyoruz. Ermeni soykırımı sırasında Süryanilerin de saldırıya uradıgını anlatıyor. O zamanlar 500 bin civarında nüfusu olan Süryanilerin şu an bölgede 3000 kişi civarında olduğunu, İstanbul'da 50.000 civarında bir topluluklarinin da olduğunu ekliyor. 'Kala kala bu kadar kaldık, zamanında bölgedeki Kürtler Süryanileri öldürürken dedelerinin Kürtlere 'kullanılıyorsunuz, biz öğle yemeği olduk siz de birilerine akşam yemeği olursunuz' dediklerini ama anlatamadıklarını ifade ediyor. Şu an Türkiye'de yaşananların dedelerini haklı çıkardığını belirtiyor.
Dıştan görüntüsü ve iddiası 'İslam' olan bir iktidarın Ezidiler ve Süryaniler açısından hali bu. Dindar bir Müslüman olarak bu durum beni çok üzdü, kimsenin din adına zulüm yapma yetkisi yoktur. Durumu düzeltmek her din ve kesimden adil insanlara kalıyor. Çünkü Peygamberim Hz. Muhammed' in Hristiyan ve Süryanilere emanname verdiğini biliyorum. Deyrul Zaferan manastırında korunan emannamede söylenen şudur. “BİSMİLLAH-İ EL- RAHMANİ RAHİM VELHAMDÜ LİLAH-İ
RAB-ÜL ÂLEMİN VE BİHİ NÜSHAİN-AMİN Allah’ın Resul’ü Muhammed İbn-i Abdullah İbn-i Abdülmuttalib’in verdiği Ahidnamenin Suretidir ki; Mısır’daki Kıptiler ve diğer ülkelerdeki Nasrani Cemaatlere verilmek üzere kaleme alınmıştır.
Bu ahid tarafımdan, nerede ikamet ederlerse etsinler bütün zımni Nasrani Süryanilere verildi. Bizlerden onlara koruma vardır, bizim onları gözetmemiz Allah içindir. Çünkü onlar Allah’ın yeryüzündeki emanetidir ve İncil’de, Tevrat’ta, Zebur’da indirileni korumaktadırlar. Biz Aziz Allah tarafından onları korumakla emredildik. Bütün bölgelere hükmeden Müslüman emirler, valiler, sultanlar ve İslam dininin fakihlerine emir verilmektedir ki; bunu anladıktan sonra doğudan-batıya, güneyden-kuzeye kadar Nasrani dininden kimseye baskı yapmamakla mükelleftirler. Bu husus sıkı bir şekilde teyit edilmiştir. Onların gözetilmesi hususunu Allahu Teala için emrettik. Bütün Nasraniler için emrettiğimiz bu ahidnameyi ihlal eden, hiçe sayan ve ahidnameye muhalefet eden, terk eden ve söylediklerimizin aksini yapan, Allah’ın akdi ve misakını fesheden, ihlal eden ve hor görenler, ümmetimden hâkimler tarafından cezalandırılacaktır. Onların himayesini kendi üzerime alıyorum. Benden istedikleri ahid; Allah’ın vacib ettiği ve onlara misak vermek için gönderilen bütün enbiya, evliya ve asfıye’ye, önceki ve sonraki tüm Müslümanlara saygı olarak verilen bir ahidnamedir. Benim ahdim ve misakım Aziz Allah’ın ahdidir.“ (Süryaniler ve Seyfo, 1. Cilt, s.120-127 Kemal Yalçın, 27.6.2017)