Recep Tayyip Erdoğan Katillerin şefi Peres’e haddini bildiriyordu. Peres’in şaşkın bakışları arasında ona “katil” diyordu. Hamas hakkında mügalata yapmak isteyen Peres’e reddedilemeyecek gerçekleri hatırlatıyordu

TARİHİ AN: HAKLI TOKATLA YIKILAN SİYONİZM
Bir anda gündem değişti. Bir anda tüm gözler Türkiye’ye çevrildi. Davos’ta Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Katillerin şefi Peres’e haddini bildiriyordu. Peres’in şaşkın bakışları arasında ona “katil” diyordu. Hamas hakkında mügalata yapmak isteyen Peres’e reddedilemeyecek gerçekleri hatırlatıyordu. Değil hatırlatmak, geçtiğimiz yıl Gazze plajında piknik yaparken İsrail hücumbotları tarafından vurulan Filistinli ailenin dramını güneşi balçıkla sıvamaya çalışanların gözüne sokuyordu. Filistinli ailenin tüm fertleri şehid edilmişti ve ailenin kalan tek ferdi olan küçük kız çocuğu kumların üstünde ağlıyordu. Bu, tüm vicdanları sızlatan unutulmaz görüntüleri “Hamas ,ateşkes, terörist vb.” diyen Peres’in suratına bir şamar gibi vuruyordu. Yani “Hamas’ı bahane etmeyi geç, sen sivilleri acımasızca vuran tescilli bir katilsin” demek istiyordu. Siyonistleri her eleştirene antisemitik damgasının vurulduğu bir dünyada, profesyonel katil Peres’e aslen Yahudi ırkından olan ama “insan kalan” kimselerin cümlelerini hatırlatıyordu. Antisiyonist Yahudilerin ağzından İsrail’in “haydut devlet” olduğunu ilan ediyordu. “İsrail’in barbarlığı zalimliğin de çok ötesinde” diyerek söylemek istediklerini antisiyonist yahudiler ağzından söylemiş oluyordu. “Tankların üstünde Filistin'e girerken bir başka mutlu oluyorum” diyen İsrail başbakan’ının sözlerini aktarıyordu.. Yani “sizin insanlıktan nasibiniz yoktur, geçin bu bahaneleri, iç yüzünüz budur” demek istiyordu.
Ayrıca zulme seyirci kalan tüm dünyayı temsilen Peres’i alkışlayan seyircileri de yerin dibine batırdı. Bu seyirci kalmaların ve alkışların bir insanlık suçu olduğunu bir başka tokat olarak onların da suratına vurdu.
Bu görüntüleri Türkiye toplumunun büyük bir kesimi gözyaşları içinde izledi. Bunlar sevinç gözyaşları idi. Yıllardır ezilen, katledilen ümmet’i muhammed’in çocukları bu sefer sevinç gözyaşları döküyordu. Gerçekleri örtbas etmeye çalışan yalancıya karşı güçlü ve kızgın bir ses yükseliyordu. Zulüm imparatorluğunun kararmış kalpli cumhurbaşkanını aşağılıyordu. Yaşlı katilin dünyayı kandırmaya çalışan sözlerine karşı, işte vicdan ayağa kalkmıştı. Kötülükler imparatorluğuna karşı zayıfların sesi yükseliyordu. Dünya’nın çok büyük bir çoğunluğu tarafından zalim olduğu bilinen ve fakat ses çıkarmaya cesaret edilemeyen kişisinin direkt suratına ağır hakaretler yağdırılıyordu. Peres şaşkın bir şekilde bakakalıyordu. Peres o şaha kalkmış haklı ve kızgın haykırışlar karşısındaki zalimlerin yenik ve sünepe halini temsil ediyordu. Sadece Müslümanlar değil ezik ve sessiz tüm farklı dinden, ırktan ideolojiden insanların yanık bağırlarına serin sular dökülüyordu. Yunanistan’ın devlet televizyonu bu olayı “Erdoğan tüm gezegenin sesi oldu” diyerek veriyordu. Avrupa basını ise “kapıyı çarpıp gitti” diyerek olayı yansıtıyordu. Tahmin edileceği gibi tüm dünyayı sarsan bir olay oluyordu. Yeryüzü müstekbirlerine karşı cesur sesler çıkarılabileceği tekrar hatırlanmış oluyordu.
Peres’in başbakanı bu ağır hakaretlerden sonra araması önemlidir. Başbakan’ın ağır sözlerinden sonra Peres’in onu araması kimin kime muhtaç olduğunu göstermiştir. Planlı olmayan bu içten restten sonra Peresin bu tavrı sergilemesi son derece önemlidir. Ortadoğu denkleminde Türkiye’ye muhtaç bir İsrail olduğu spontan gelişen bir olay sonrası iyice netleşmiştir. Sadece “monşer” ce yaklaşımlar sergilense ortaya çıkmayacak bu durum Türkiye’nin çok daha cesur adımlar atmasını getirmelidir artık. Sırada askeri anlaşmaların iptali ve İsrail’le ilişkilerin kesilmesi olmalıdır. Bu kartlar çok iyi kullanılmalıdır. Güçlü olan ortaya çıkmıştır. Silahlı gücünün zalimliğine mukabil haksızlığının da zirvesinde olan İsrail tüm dünyanın gözü önünde yerden yere vurulabilmiştir. Bu tarihi bir olaydır. Onun için tüm dünya liderleri mesajlar yayınlamış ve tüm medyada olay manşetlere, birinci sıralara çıkmıştır. İsrail her çıkışın bir inişi olduğunu anlamış ve görmüştür. Gücün, sadece maddi güçle olmayacağı, vicdanlarda haklı olanın gerçek güçlü olduğunu görmüştür.
Aslında burada kazanan başbakanı daha somut tedbirler almaya zorlayanlardır. Günlerdir Türkiye’nin dört bir tarafında yüreklerindeki büyük acıyla gösteriler yapan Türkiye halkı uluslararası arenada başbakanın bu tavrı göstermesine neden olmuştur. Sivil toplum başbakanın sert söylemlerini duyuyor ama bunların İsrail’i durduramayacağını söylüyordu. Etkili somut adımlar istiyordu. İsrail’in sadece sert söylemlerle akıllanmayacağını, onun anlayacağı dilden onu dizginlemesi gerektiğini söylüyordu. Mitingler, imza kampanyaları hep bunun içindi. İsrail cumhurbaşkanına tüm dünyanın gözü önünde ağır hakaretler edilmesi hiç şüphesiz daha ileri bir adımdır. Bundan sonraki adımları da istemek en tabii hakkımızdır. Hatta baskıyı arttırmak daha bir şart olmuştur. Başbakanı eleştirmek de övmek de normaldir. “Memleketi yönet” diyen halk icraat ister. Hem eleştirir , hem de güzel bir davranış da görürse över. Bunlar normaldir. Ama eleştirileri ve övgüleri fanatizm ve partizanlık penceresinden değerlendirenler hatada olanlardır. Mesele üzüm yenmesi meselesidir.
Başbakan’ı havaalanında coşkuyla karşılayan onbinler ve Gazze’de hemen ertesi gün sokağa dökülen ve Türkiye bayrakları taşıyan kalabalık sadece ümmetin kırılan onurunun tamir edildiğini değil, halkların aynı ruhu taşıdığını ve aralarında koparılamaz bir ilişki olduğunu da gösteriyordu. Farklı bir çok kesimden Türkiye’de de destek bulan başbakan, dünya’da da tüm ezilmişlerin yüzünü aydınlatıyordu. Ama buna karşı reel politik mazeretine sığınan ruhu satılmış medya ve diplomasi borazanları da var. Bunlardan çıkan ses çok yabancı ve soğuktur. Yok “paneli niye terk etmiş” yok “artık bittik biz” diyen sesler bunlar. Hiç samimi olmayan sesler bunlar. Yapılması gereken tam da bu olmalıydı ve onu yaptı. Sert eleştirilerden sonra orada kalmamalıydı zaten. O sözlerin gereği sonrasında oradaki herkesi perişan bir şekilde bırakıp orayı terk etmekti. Hakikaten de onun kalkması ile panel devam ettirilemedi, kendiliğinden bitti.
Türkiye ve tüm dünya bu tarihi olayı iyi görmeli ve gereğini yapmalıdır. Önceki yazılarımızda tarihi bir anda olduğumuzu ve Siyonist lobiye karşı adalet lobisinin ayağa kalkması gerektiğini yazıyorduk. Bu son gelişme hem tarihe damga vurması hem de tüm dünya mazlumlarının aynı safa gelmesi ile gerçekleşmiştir. Cesaret gösterenin insiyatif alacağı ve farklı dinden, ırktan ve siyasi görüşten tüm insanların adalet ekseninde birleşebileceği ortaya çıkmıştır. Kötülüğe karşı iyilerin mücadelesidir ortaya çıkan ve erdemli ittifakların olabileceği artık kesinleşmiştir. Allah’a şükürler olsun. Bundan sonrasında görev bize düşüyor. Baskımızı arttırarak sürdüreceğiz ve İsrail’le ilişkileri kestireceğiz inşallah. Buna da artık bizler yürekten inanmalıyız ki bu şarttır ve arzumuzun gerçekleşmesi için elzemdir.