Türbanın altındaki ülke(6) Türkiye’nin yüzde 93’ü türban yasağına karşı. Başında bu örtüyü taşıyan da taşımayan da yasağın karşısında. Peki yasakçı yüzde 7’de kimler var?
| Türbanın altındaki ülke(6) |
| Türkiye’nin yüzde 93’ü türban yasağına karşı. Başında bu örtüyü taşıyan da taşımayan da yasağın karşısında. Peki yasakçı yüzde 7’de kimler var? Hazırlayan : M.Serdar KORUCU Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı son kamuoyu araştırmasının verileri yasağın halk tarafından tasvip edilmediğinin somut delili. Yüzde 7 dışında tüm halk, “yasak kalsın” diyor. Bu yüzde 7 kim peki? “Toplumlarda bazı hastalıklar vardır ve bunlar birileri tarafından bilerek iyileştirilmez. Çünkü o birileri varlıklarını bu hastalıklara borçludur. Başörtüsü yasağı da böyle bir hastalık.” Bu tanımlama sanırız yüzde 7 hakkında bilgi veriyor. Başındaki örtüsünü özgürleştirmek için çaba harcayan bir sivil örgüt temsilcisinin tanımı bu sözler. Kimdir bu hastalıktan çıkar elde edenler sorusuna gelen yanıt da net; “Siyasi görüşü ne olursa olsun bütün siyasi partilerin iktidar olmasında ya da iktidardan ayrılmasında başörtüsü yasağı bir faktör olmuştur.” KADINA KULAK VERİN Türk kadını örtüsüne özgürlük istiyor. Örtülüsü de örtüsüzü de bunu talep ediyor. İster başıma ister omzuma alırım; “özgürlüğümü” kısıtlamayın diyor. Bu kadının meselesidir. Çekin elinizi artık başımdan diyor kadın. Benim eğitim hakkımı, benim çalışma hakkımı gasp etmeyin diyor. Beni eve, beni kalıplara hapsetmeyin, beni siyasete kurban etmeyin çığlığı atıyor. Çok şey diyor Türk kadını… Tabii duyan için… Örtü kadının başında ama söz hakkı erkeğin iki dudağı arasında. Erkek egemenliğindeki siyaset, kadını biraz daha evine hapsetmek, biraz daha baskı altına almak için işliyor adeta. Arada bir umut verip kadına, oy avcılığı yapıyor, pastadan pay kapıyorlar. Sonrası ise malum… Kadın önce eğitimsiz, sonra işsiz, sonrasında ise mücadele için güçsüz bırakılıyor. Milli mutabakat masalları işlemeye başlıyor. Bazen “ulemaya” danışmak geliyor akıllara. Hoş orası da erkek egemenliğinde ya. Oysa örtü kadının örtüsü. Güvenmiyor mu Türk erkeği; Türk kadınına… Kendini büyüten anasına mı güvensizliği, evini yuvaya çeviren eşine mi inançsızlığı. Yoksa kendisine mi? HERKES KADININ YERİNE DÜŞÜNÜYOR AK-Der Başkanı Havva Kaplan, başörtüsü yasağının kalkması için çalışan etkin bir sivil örgütün temsilcisi. Kadının ekonomik özgürlüğü, sosyal haklara kavuşması için eğitim hakkının kısıtlanmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Türban yasağını bir hastalık olarak tanımlıyor ve bu hastalıktan siyasilerin oy avcılığı yaptığını vurguluyor. İşte Havva Kaplan ile yaptığımız söyleşi: Haberposta: Başörtüsü takanlar ne tür engellerle karşılaşıyorlar? Hayatlarında nelerden, hangi haklardan vazgeçmek zorunda kalıyorlar? Havva Kaplan : Türkiye gibi ekonomik ve sosyal problemlerin henüz çözülmediği bir ülkede başörtüsü kullanan kadınların eğitim alamamaları paralelinde meslek sahibi olamamaları, ekonomik açıdan birçok sıkıntıyı da yanından getirmektedir. Çalışamayan kadınlar sosyal güvenlik haklarından mahrum kalmaktalar. Özelikle son on yılda herkesin başörtülü kadınlar yerine düşünüp karar verdiğini görüyoruz. Başörtülü kadınlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın getirdiği bütün sorumlulukları yerine getirmekteler. Türkiye’de yaşayan hiçbir fert fiili bir suç işlemeden yargılanmadan en temel haklarından vazgeçmek zorunda kalmamaktadır. Bu durumun tek istisnasını başörtülü kadınlar oluşturmaktadır. Onlar için din vicdan hürriyeti, eğitim hakkı, çalışma hakkı, sosyal haklar birer lüks olarak görülmektedir. Haberposta : Üniversiteyi kazanan bir genç kızın, okumak için başörtüsünü çıkarmasını (zorunluluk olduğu için) onaylıyor musunuz? Havva Kaplan : Üniversite öğrencisinin başörtüsünü çıkartması için zorunlu bir durum yoktur. Zorunluluk gibi gösterilen ve topluma kabul ettirilmeye çalışılan bu durum, bir dayatmadan ibarettir sadece. Öğrencilerin dini inançlarını terk etmek zorunda kalarak üniversitelere devam etmelerini ise onaylamıyorum. Üniversiteler farklı görüşlerin öne sürülebileceği, karşılaştırılabileceği, toplumun sahip olduğu değer yargılarına saygı duyulduğu ortamlar olmaları gerektiğine inanıyorum. Haberposta : Türban siyasi bir ideoloji olarak niteleniyor. Öyle mi? Havva Kaplan : İdeolojik türban terimleri sadece birer oyalama taktiğinin malzemeleridir. Amaç bir terminoloji kargaşası oluşturmak ve birilerinin devam ettirdiği haksız uygulamalara zemin hazırlamaktır. Lakin herkes çok iyi bilmektedir ki üniversite öğrencisi veya köylü kadının taktığı başörtüsü İslam kaynaklı ve Allah rızasını gözeterek kullanılmaktadır. Başörtüsünü farklı şekilde takan kız öğrenciler de üniversitelere alınmamışlardır. Hatta peruk kullanan bir devlet memuru hakkında samimi peruk kullanmıyor gerekçesiyle dava açılmıştır. YASAK SİYASİLERİN İŞİNE YARIYOR Haberposta : Peki başörtüsünü kim bu noktaya taşıdı? “Siyasi simge” haline getiren kimler? Havva Kaplan : Başörtüsü yasağının getirdiği sıkıntılarla beraber yaşayan azımsanmayacak bir kitle var Türkiye’de. Bu kitlenin varlığı her zaman seçim öncesi dönemlerde siyasilerin iştahını kabartmıştır. Toplumlarda bazı hastalıklar vardır ve bunlar birileri tarafından bilerek iyileştirilmez çünkü o birileri varlıklarını bu hastalıklara borçludur. Başörtüsü yasağı da böyle bir hastalık. Siyasi görüşü ne olursa olsun bütün siyasi partilerin iktidar olmasında ya da iktidardan ayrılmasında başörtüsü yasağı bir faktör olmuştur. Ve hala başörtüsü yasağı siyasiler için bir cazibe içermektedir, yani pasta hala cazip. Haberposta : AKP’nin başörtüsüyle ilgili seçim öncesi vaatleri ve iktidar olduktan sonraki icraatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Havva Kaplan : AKP’nin başörtüsü konusundaki açıklamaları bazen bir muhalefet partisinin açıklamalarına benziyor. Halbuki AKP hükümeti teşkil eden siyasi iradedir ve başörtüsü yasağı konusunda şikayetçi olmaktan çok fiili olarak uygulanan yasağı kaldırmakla yükümlüdür. Haberposta : Peki neden bunu yapmıyor? Havva Kaplan : AKP yasağı kaldırmak istiyor mu? Genel olarak izlenim Türkiye’nin ekonomik sorunlarının öncelenip onlarla beraber gelecek rahatlamanın sosyal problemlerin çözümünde de kolaylık sağlayacağı düşünüyor olmalı. Ancak temel hakların hiçe sayılıp uygulanan başörtüsü yasağı sonrasında Türkiye’de hep belli sınırlar içerisinde yaşamak zorunda bırakılan insanlar zaten ekonomik açılımlardan da faydalanamamakta. Bir toplumda en temel hakların çiğnenmesine göz yumuluyorsa zaten ekonomik açılımlarda gelmeyecektir. “MUKTEDİR OLMAYAN İKTİDAR” Sivil toplum örgütlerini bir çatı altında toplayan İnanç Özgürlüğü Platformu türban yasağının kalkması için güç birliği sağlayan bir oluşum. Yasağın kalkması için imza kampanyaları başlatan platform, 1 yıldır bu konuda etkin bir mücadele yürütüyor. Her hafta Cumartesi günü saat 12:30’da farklı kentlerde basın açıklaması yaparak konuyu gündemde tutmaya çalışıyorlar. Platformun sözcüsü Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu, en çok AKP’nin takındığı tutuma öfkeli. Başbakanın da kendilerini gibi yasaktan şikayetçi olmasını “Hem iktidar makamındasınız hem şikayet ediyorsunuz” sözleri ile eleştiriyor. İşte İnanç Özgürlüğü Platformu’nun konuya bakışı. Haberposta : Başörtüsü takanlar ne tür engellerle karşılaşıyorlar? Hayatlarında nelerden, hangi haklardan vazgeçmek zorunda kalıyorlar? Ömer Faruk Gergerlioğlu : Bir insanın ekonomik, toplum içinde girişimlerini, hayatın her alanında bir engelleme getirmiş oluyor. Aslında herkesin okumasına, ekonomiye katkıda bulunmasına yönelik bir söylem var devlet tarafından yalnız başörtüsü söz konusu olunca bakıyoruz bu söylemi yutuyor birileri. Yasakçılığa devam ediyorlar. Haberposta : Üniversiteyi kazanan bir genç kızın, okumak için başörtüsünü çıkarmasını (zorunluluk olduğu için) onaylıyor musunuz? Ömer Faruk Gergerlioğlu : Hayır kesinlikle onaylamıyoruz. Çünkü yasak insan haklarına hukuka aykırı bir yasak. Hem böyle bir yasak karşısında insanın boyun eğmesi insanlık onurunu zedeleyecek bir konu. Bu yasağa boyun eğip okula devam edebilirsiniz ancak şahsiyetinizden, kimliğinizden, karakterinizden önemli şeyler kaybetmeye başlarsınız. Zaten dindar bir insan bu durumda büyük bir çatışmaya giriyor kendi ruh dünyası içinde. Bir yanda din emri, öbür tarafta istikbal beklentileri. Bu noktada bu ruhsal bir çatışma oluşturuyor. İnsanların bu sorunlarıyla çok karşılaştık. Psikiyatrik olarak. Haberposta : Türban siyasi bir ideoloji olarak niteleniyor. Öyle mi? Ömer Faruk Gergerlioğlu : Siyasi simge sözüne en sert tepkiyi gösteriyoruz biz. Çünkü böyle bir şey mevzu bahis değil. Kimse siyasi simge haline getirmemişti bunu. Yasak ne zaman uygulandı o zaman olayı birileri siyasi olarak atfetmeye başladı. “TRİBÜNLERE OYNUYORLAR” Haberposta : AKP’nin başörtüsüyle ilgili seçim öncesi vaatleri ve iktidar olduktan sonraki icraatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ömer Faruk Gergerlioğlu : Başbakanın çeşitli yasaklamalardan sonraki çıkışlarını çok anlamsız buluyorum. Hem iktidar makamındasınız hem şikayet ediyorsunuz. “Bu kadar da olur mu böyle yasak olur mu” diye ülkenin başbakanı söyleniyor. Söylenerek halka kendini affettirmeye çalışıyor adeta. Ülkenin başına geldiğinizde anayasayı değiştirecek çoğunluğunuz vardı. Bu noktalarda etkin şeyler yapabilirdiniz. Daha sonra böyle tribünlere oynamak doğru bir davranış değil. İnsanlar oyunu verdi ve biz icraat bekliyoruz. Haberposta : Bu konuda sivil toplum örgütü olarak haklarınızı almak için verilen oyların gereğini yapmasını talep ettiniz mi? Ömer Faruk Gergerlioğlu : İnanç Özgürlüğü Platformu olarak Türkiye’deki en ciddi sivil hareketin içindeyiz. Periyodik olarak, Cumartesi günleri saat 12:30’da şehir meydanlarında basın açıklaması yapıyoruz. İmza kampanyası düzenledik. Biz hükümetin zorba güçlerden çekinerek adım atmamasını artık kabul edemiyoruz. Eğer iktidarsanız şikayet etmeye hakkınız yok, iş yapacaksınız. ZATEN NİYETLERİ YOKTU Zaten açıkçası “yiğidi öldür hakkını yeme” demişler. İktidara gelirken çözmeye niyetlerinin olduğuna dair, çok da fazla sinyal vermiyorlardı açıkçası. Ancak Bülent Arınç’ın açıklaması vardı. Zaten böyle bir tavra gideceklerini biz biliyorduk. Bir toplumsal çözümün yanlış olduğunu biz o zaman söyledik. Kiminle toplumsal uzlaşma yapacaksınız? Yasakçılar, zorbalarla mı, hukuku tanımazlarla mı, eşi başörtülü diye insanın hakkını gasp edenlerle mi? Haberposta : Peki oy için dini duyarlılığınızın kullanılmış olduğunu düşünüyor musunuz? Ömer Faruk Gergerlioğlu : Sadece bu alanda değil her konuda istismar yapılıyor. Herkes bunu yapıyor. Sadece din alanında başörtüsü alanında yapılıyor desem çok doğru olmaz. |